Posts filed under ‘Ergenlik Psikolojisi’

Ergenlik Dönemi/Ergenlik Psikolojisi Nedir?

Ergenlik Dönemi/Ergenlik Psikolojisi Nedir?

Gençlik döneminin başlangıcı, ortası ve son yıllara göre ayrılan bu dönemlerin, birbirinden farklı biyolojik, psikolojik ve sosyal özellikler taşıdığı; her alt dönemin, tamamlanması gereken bazı özel görevleri olduğu kabul edilmektedir. Gencin temel başarısı ve dönemin tamamlandığının işareti, gencin anababasından ayrılması ya da kendi yolunu çizebilmesi olmaktadır.

Ergenlik dönemine uyum, ergenin yaşamın bu dönemindeki görevleri yerine getirmesine bağlıdır. Aşağıda çeşitli yazarlara dönemin özellik ve görevleri belirtilmiştir.

Gelişim görevlerini şu şekilde tanımlanmaktadır: Bireylerin, yaşamlarının belirli noktalarında kazanmak zorunda oldukları; fiziksel olgunlaşma, sosyal beklentiler ve kişisel çabalarla ilerleyen yetenekleri, bilgisi, işlevleri ve tutumlarıdır. Ergenlik görevlerinin yürütülmesi, olgunlaşmayla sonuçlanmaktadır. Ergenlik görevlerim yürütmedeki başarısızlık; kaygıyla, sosyal tenkitle (reddedilmeyle) ve olgun bir insan olarak işlev görme yetersizliğiyle sonuçlanmaktadır.

Ergen bir erkeği ve kızı bekleyen temel gelişim görevleri şunlardır:

  • Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkilerde başarılı olmak,
  • Erkek ve kadın toplumsal rolünü başarmak,
  • Fiziksel görünüşünü kabul etmek ve bedenini etkili bir şekilde kullanmak,
  • Anababadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığım kazanmak,
  • Ekonomik bağımsızlık güvencesini kazanmak,
  • Bir meslek seçmek ve ona hazırlanmak,
  • Evlilik ve aile yaşamı için hazırlanmak,
  • Yurttaşlık yeterliliği için gerekli zihinsel becerileri ve kavranılan geliştirmek,
  • Toplumsal olarak sorumlu davranışı istemek ve yerine getirmek,
  • Davranışa rehber olarak bir değerler takımı ve bir etik sistem oluşturmaktır.

 

Lewin’e göre, ergenlik, grup üyeliğinin çocukluktan yetişkinliğe değin değişmesi esnasındaki bir geçiş dönemidir. Ergenlik, kısmen çocuk grubuna, kısmen de yetişkin grubuna aittir.

Erikson kişilik gelişimim belirli dönemler içinde ele almaktadır. Her dönemde başarılması gereken gelişim görevleri vardır ve birey önceki dönemde başanlı olsa da olmasa da diğer dönemlerden geçmektedir. Ancak önceki dönemdeki başansı, somaki dönemlerdeki başansım etkilemektedir (Crain, 1987).

Erikson, sosyal çevre içinde yer alan kimseler ve biyolojik temelli doğuştan getirilen bazı özellikler çocuğun psiko-sosyal gelişiminde önemli ve gerekli bir rol oynadığını belirtmektedir.

Erikson, ergenliği, bireyin rol ve benlik karmaşasını altederek, kişisel benlik duygusunu geliştirmesi gereken bir dönem olarak belirlemektedir. Erikson’a göre, ergenin başta gelen görevi, yeni bir ego kimliği duygusu (kişinin kim olduğuna, daha geniş toplumsal düzende yerinin ne olduğuna ilişkin bir duygu) geliştirmektir. Kimlik, bireye toplum tarafından verilmediği gibi, olgunlaşma sonucu da ulaşılan bir olgu değildir. Bireysel çaba gerektirir. Kimlik, çocukluktaki yetenek, beceri ve özdeşimlerin yeni, tutarlı bir çerçevede yeniden değerlendirilmesi ve düzenlenmesi ile oluşmaktadır. Erikson bunu “güçlenen aynılığın ve sürekliliğin öznel bir duyumudur” şeklinde belirtmektedir.

Bu dönemde ortaya çıkan bunalım, kimlik duygusuna karşılık rol karışıklığı duygusu’dur. Fiziksel büyüme, cinsel içtepiler, dış görünüm ve beğenilme isteği ergenin kimlik sorunlarına katkıda bulunmaktadır. Bunlardan daha fazla, gelecekteki yeri hakkında yani mesleki kimliğini oluşturma hakkında kaygılanmaya başlamaktadır. Hızla büyüyen zihinsel güçleriyle ergenler, önlerindeki sayısız seçim olanaklarının ve seçeneklerinin ağırlığı altında ezildiklerini duyumsamaktadırlar.

Gençler dağılmamak için, geçici olarak, görünürde tümüyle kimlik yitimi noktasına dek, klik ve toplulukların kahramanlarıyla aşırı-özdeşim (över – identification) içine girmektedir. Bu, “aşka düşme” dönemini başlatmaktadır. Cinsel bir özellik taşımayan ergen aşkı daha çok karışık ve ayrışmamış egosunu yansıtma, benlik kavramı ve ego kimliğini elde edebilme için kendisini sevdiğinin gözü ile görebilme çabasını yansıtmaktadır.

Kim oldukları konusunda bir belirsizlik içinde oldukları için kaygılı bir biçimde “iç gruplarla” özdeşleşme eğilimindedirler. Bu hoşgörüsüzlüğün kimlik kargaşası duygusuna karşı bir savunma olduğunu anlamak önemlidir. Kimliği belirlenmiş kimi ergenler için grup kimliği önem kazanmaktadır.

Delikanlılık zihniyeti, özünde bir askıya alma (moratoryum) zihniyetidir. Bu, çocuğun öğrendiği aktöre (morality-tehdit korkusuyla edinilen kurallar) ile yetişkinin geliştireceği töre (ethics-us yoluyla onanan ülkülere bağlılık) arasındaki ruhsal-toplumsal bir evredir. Pek çok ergen özgür bir moratoryum durumunu başarmada güçlük çekmektedir. Kim olduklarını ve yaşamda ne yapacaklarını bilene kadar, çoğu kez bir yalıtılmışlık duygusu yaşamaktadırlar .

Ergen güven, özerklik, inisiyatif ve çalışkanlıkla ilgili ne kadar özellik elde ettiyse “kendi kişisel kimliği” hissini o derecede iyi elde etmektedir. Kimlik duygusunun elde edilebilmesi ve bunun süresi ebeveynlerin desteğine ve toplumsal modellere bağlıdır. Erikson “kimlik kazanma”yı “kimliğe yönelik olumlu bir duyum” olarak tanımlamakta ve psiko-sosyal olarak, kişinin kendisini iyi hissetmesi ile açıklamaktadır.

Eğer ergen kimlik arayışında başarısızlığa uğrarsa, kendinden şüphe etme, rol dağınıklığı ve karmaşası gibi nedenlerle, benliğim yok edici tek taraflı saplantılar içine girebilmektedir. Sürekli olarak ya başkalarının kendisi hakkında ne düşündükleri ya da içine çekilerek hiç kimse ile ilgilenmeme gibi iki karşıt tutumdan birini benimseyebilmektedir. Ego dağılması ve kişilik karmaşası kalıcı hal aldığında suça yönelik ve psikotik kişilik bozukluklarına yol açabilmektedir. Bu ciddi durumlarda kimlik dağınıklığının klinik tablosu intihar veya intihar girişimleri göstermektedir.

James Marcia, Erikson’un kimlikle ilgili kuramsal görüşlerinin işevuruk tanımını yapan ve sınayan bir görüşme tekniği geliştirmiştir. Bu görüşme, mesleki seçim ve bir felsefi-siyasal-dinsel inanç sistemi (ideoloji) olmak üzere iki alanda bunalımın (etkin karar verme) ve yüklenmenin (kararın kesinliği) varlığını ya da yokluğunu ortaya koymaktadır.

Ergenin görüşmede bunalım ve yüklenme öğelerini birleştirme tarzı onun kimlik statüsünü (identity status) belirlemektedir. Marcia dört kimlik statüsü tanımlamıştır. Kimliği Başaran (identity Achievement) ergenler, belirli bir zamanda etkin bir karar verme dönemi geçirmekte (mesleki karar gibi) ve belirli bir seçimi yüklenmede; İpotekli (Foreclousure) ergenler, belirli bir mesleki seçime ya da ideolojiye yüklenmede bulunmakta ama bu yüklenmeyi yapmadan önce farklı seçenekleri etkin olarak göz önüne almamaktadırlar. İpotekli ergenler, seçimin kendileri için uygunluğunu sorgulamadan, çoğu zaman, anababalanyla ya da diğer yetişkin rol modelleriyle aynı seçimleri yapmaktadırlar. Etkin karar verme sürecine yakın zamanda dahil olan ama belirsiz ya da genel yüklenmeleri olan ergenler Moratoryum (Moratorium) kimlik statüsündedir. Son olarak, Kimliği Dağımk (Identity Diffussion) ergenler, geçmişte bir dönem etkin karar verme deneyimleri yaşasalar da yüklenme yaptıklarına ilişkin çok az kanıt göstermektedirler.

Toplum, ergenlerin ve problemlerinin ne olduğunu ve olmakta olduklarını etkilemektedir. Bu açıdan Davis’in sosyolojik bakış açısı önem kazanmaktadır. Davis, ergenlik sırasındaki olgunlaşma sürecini, sosyalleşme süreci olarak görmektedir. Davis, sosyal kaygı kavramını “sosyal olarak kabul edilmeyen davranışın yineleyici olarak cezalandırılması” olarak tanımlamaktadır. Orta ve altsınıf kültürlerinin, ergenlerden farklı beklentileri vardır. Sosyal kaygı, orta-sınıf kültüründeki gençleri daha fazla arzulanan amaçlar için çabalamalanna neden olmaktadır. Alt-sımf kültüründeki ergenler, orta-smıftaki ergenlere göre, kendilerini motive edecek sosyal kaygı geliştirmemektedirler. Çünkü bir orta-sınıf kültürünün ödüllerini (prestij, sosyal pozisyon, başan, statü, ahlaklılık gibi) almayı ummamaktadırlar.

Reklamlar

09 Eylül 2011 at 16:47 Yorum bırakın

Ergenlik Döneminde Kaygı

Kaygı, insanda zorlama yaratan etkenler sonrasında ortaya çıkan yanıt olup, bilinmeyene, bilinçdışı ve kişi tarafından tanınmayan tehlikeye karşı hissedilen bir duygudur.  Arkonaç’a göre  kaygı, kişiyi tehdit eden veya stres yüklü sitüasyonlarla yüz yüze gelindiğinde yaşanan endişe ve gerginlik halidir.
Horney,  kaygı ile korku arasındaki ayrımı şu şekilde yapmıştır: “Gerçekte korku ve kaygı tehlikeye karşı duygusal tepkilerdir ve her ikisinde de kişiye eşlik eden bedensel belirtiler aynıdır ancak korku kişinin karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir tepkiyken, kaygı tehlikeyle orantısızdır, hatta düşsel tehlikelere karşı gösterilen tepkidir”. Çocuğunun sivilce ya da basit bir soğuk algınlığı nedeniyle öleceğinden korkan anne için kaygıdan söz ederken, çocuk ağır hastaysa annenin tepkisine korku denmektedir.

Freud’a göre  kaygı, fiziksel ya da toplumsal çevreden gelen tehlikelere karşı, bireyi uyarma, gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürme işlevlerinde bulunur. Günlük yaşamda herkesin arada bir yaşadığı kaygı “gerçekçi kaygı”dır. Bu dış dünyada bulunan tehlikelere karşı duyulan korku ile eşanlamlıdır. Ancak kaygı uyum işlevini yitirir ve mantık dışı bir hal alırsa normal dışı davranışların ortaya çıkmasına neden olur ki bu da “nevrotik kaygı”dır. Nevrotik kaygı, gerçekçi kaygıya göre daha sık ve yoğun olarak yaşanır.

Kaygıya, çok sayıda psikolojik ve bedensel belirtiler eşlik eder. Bu belirtilerden bazıları, kaşların sürekli çatık ve gergin olması, gevşeyememe, titreme, terleme, kalbin çarpması, avuçların soğuk olması, baş dönmesi, mide bulantısı, ishal, üzülme, kendine ve başkalarına olabilecek kötü şeyleri düşünmekten kendini alıkoyamama, bir iş üzerinde dikkati toplamada zorluk çekme, çabuk sinirlenme ve uykusuzluktur.

Ergenlikte, bedensel büyüme ve gelişmenin, ortaya çıkardığı yeni durumlara alışma sürecinde yaşanan kaygılar ergenin gelişimsel kaygılarıdır. Ergen kendi bedenini başkalarıyla kıyaslayarak ortalamalara göre olan farklılıklarından dolayı kaygılanır. Ani boy uzamasıyla birlikte kamburlaşan yapısının sürekli kambur kalacağı endişesine kapılır.  Ergenlik döneminde kaygıya yol açan faktörlerden biri de kimlik arayışının başlamasıdır. Kimlik arayışıyla bağlantılı olarak sosyal beğeni kaygısıyla kendilerini, iyi ya da kötü, çirkin ya da yakışıklı, girişken ya da içe dönük gibi çift kutuplu bir boyut üzerinde sınıflandırırlar.  Bağımsızlık çatışmaları ergende kaygıya neden olan bir diğer faktördür. Bağımsızlık çabaları anne babası tarafından engellenirse bu, ergenin ebeveynleriyle olan ilişkilerinde gerginliğe ve çatışmaya yol açabilir. Ergen anne babası tarafından anlaşılmadığı hissine kapılır. Anne babanın genci başkalarıyla kıyaslaması, sık sık eleştirmesi ve aşağılaması gibi olumsuz davranışları da ergende kaygıya yol açan ebeveyn davranışlarındandır.

15 Ağustos 2011 at 20:38 Yorum bırakın


Takvim

Aralık 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Posts by Month

Posts by Category