Posts tagged ‘ergenlik psikolojisi’

Ergenlik Döneminde Benlik Algısı

Benlik, kişinin bilinçli olarak kendi varoluşu hakkında adlandırabildiklerinin toplamıdır. Benlik kavramı benliğin bilişsel yanı olup, kendimizle ilgili farkındalığımız ve kendimizi bir varlık olarak nasıl değerlendirdiğimize ilişkin fikirlerimizdir . Benlik bireyin davranışını tespit eden değerlerin, amaçların ve ideallerin bir organizasyonu olarak da tanımlanabilir.

Ergenin kendisiyle ilgili olarak kafasında çizdiği görünüm, kendine güvenli olup olmayacağını, içe ya da dışa dönük oluşunu belirler. Zayıf ve incinebilir bir olgu olan ergenin benlik kavramı, dünyayı seyrettiği bir gözlük gibidir. Hiç kimse benlik kavramına sahip olarak doğmaz. Bunu öğrenmeye doğumdan itibaren başlar ve bu öğrenme sürecinde kişiye anne, babası, kardeş ve arkadaşları yardım eder.

Ergenlik, benliğin genişlediği ve olgunlaştığı bir dönem olmakla birlikte, bu dönemde kişinin kendisine yönelttiği “Ben kimim?”, “Ne olmak istiyorum?”, “Nasıl davranmalıyım?”, “Hangi yaşama biçimi doğru?” şeklindeki soruların cevapları benliği biçimlendirmeye başlar (Kulaksızoğlu, 2007). Ergenlerin bedenlerine ilişkin sahip oldukları algılar, anne baba tutumları ve yaşıt ilişkileri ergenin benlik kavramının gelişimini önemli ölçüde etkiler.

16 Ağustos 2011 at 20:40 Yorum yapın

Ergenlik Döneminde Kaygı

Kaygı, insanda zorlama yaratan etkenler sonrasında ortaya çıkan yanıt olup, bilinmeyene, bilinçdışı ve kişi tarafından tanınmayan tehlikeye karşı hissedilen bir duygudur.  Arkonaç’a göre  kaygı, kişiyi tehdit eden veya stres yüklü sitüasyonlarla yüz yüze gelindiğinde yaşanan endişe ve gerginlik halidir.
Horney,  kaygı ile korku arasındaki ayrımı şu şekilde yapmıştır: “Gerçekte korku ve kaygı tehlikeye karşı duygusal tepkilerdir ve her ikisinde de kişiye eşlik eden bedensel belirtiler aynıdır ancak korku kişinin karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir tepkiyken, kaygı tehlikeyle orantısızdır, hatta düşsel tehlikelere karşı gösterilen tepkidir”. Çocuğunun sivilce ya da basit bir soğuk algınlığı nedeniyle öleceğinden korkan anne için kaygıdan söz ederken, çocuk ağır hastaysa annenin tepkisine korku denmektedir.

Freud’a göre  kaygı, fiziksel ya da toplumsal çevreden gelen tehlikelere karşı, bireyi uyarma, gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürme işlevlerinde bulunur. Günlük yaşamda herkesin arada bir yaşadığı kaygı “gerçekçi kaygı”dır. Bu dış dünyada bulunan tehlikelere karşı duyulan korku ile eşanlamlıdır. Ancak kaygı uyum işlevini yitirir ve mantık dışı bir hal alırsa normal dışı davranışların ortaya çıkmasına neden olur ki bu da “nevrotik kaygı”dır. Nevrotik kaygı, gerçekçi kaygıya göre daha sık ve yoğun olarak yaşanır.

Kaygıya, çok sayıda psikolojik ve bedensel belirtiler eşlik eder. Bu belirtilerden bazıları, kaşların sürekli çatık ve gergin olması, gevşeyememe, titreme, terleme, kalbin çarpması, avuçların soğuk olması, baş dönmesi, mide bulantısı, ishal, üzülme, kendine ve başkalarına olabilecek kötü şeyleri düşünmekten kendini alıkoyamama, bir iş üzerinde dikkati toplamada zorluk çekme, çabuk sinirlenme ve uykusuzluktur.

Ergenlikte, bedensel büyüme ve gelişmenin, ortaya çıkardığı yeni durumlara alışma sürecinde yaşanan kaygılar ergenin gelişimsel kaygılarıdır. Ergen kendi bedenini başkalarıyla kıyaslayarak ortalamalara göre olan farklılıklarından dolayı kaygılanır. Ani boy uzamasıyla birlikte kamburlaşan yapısının sürekli kambur kalacağı endişesine kapılır.  Ergenlik döneminde kaygıya yol açan faktörlerden biri de kimlik arayışının başlamasıdır. Kimlik arayışıyla bağlantılı olarak sosyal beğeni kaygısıyla kendilerini, iyi ya da kötü, çirkin ya da yakışıklı, girişken ya da içe dönük gibi çift kutuplu bir boyut üzerinde sınıflandırırlar.  Bağımsızlık çatışmaları ergende kaygıya neden olan bir diğer faktördür. Bağımsızlık çabaları anne babası tarafından engellenirse bu, ergenin ebeveynleriyle olan ilişkilerinde gerginliğe ve çatışmaya yol açabilir. Ergen anne babası tarafından anlaşılmadığı hissine kapılır. Anne babanın genci başkalarıyla kıyaslaması, sık sık eleştirmesi ve aşağılaması gibi olumsuz davranışları da ergende kaygıya yol açan ebeveyn davranışlarındandır.

15 Ağustos 2011 at 20:38 Yorum yapın

BİREYSEL FARKLILIKLAR KURAMI: E. SPRANGER

Spranger kişinin biricikliği kavramını ergenlik gelişimi kuramına yerleştirmiştir. Buradan yola çıkarak, ergenlik dönemindeki bireyi üç gruba ayırarak değerlendirmiştir. Birinci gruptakiler fırtına ve stresle başı derde girenlerdir; bu ergenler için çocukluktan yetişkinliğe geçiş son derece zor ve acı vericidir. Bunun yanı sıra ergenliği hiç zarar görmeden, sakin ve rahat geçiren ergenler de vardır. Üçüncü gruptakiler ise diğer iki grup arasında yer alır. Bu ergenler ise kendi gelişimlerine doğrudan katılırlar. Bunalım yaşayabilirler ama bununla bilinçli olarak baş edebilir ve üstesinden gelmeye çalışırlar. Ergenlik döneminin niteliği yani ergenin stresli olup olmaması ergenin kişilik yapısına bağlıdır. Offer’ın 1974 ve 1975 yıllarında yaptığı araştırmalar da Spranger’i kuramını destekler nitelikte olduğu belirtilmektedir.

06 Ağustos 2011 at 20:23 Yorum yapın

Psikoanalitik Kuram: Sigmund Freud ve Anna Freud

Psikoanalitik kuram, temel olarak insanın çocukluk dönemini ele alıp ergenliğe ikinci derecede önem vermiştir. Klasik psikoanalitik kuram çocukluğun yetişkin kişiliğinde oynadığı rolü vurgulamaktadır, çünkü ergenlik sırasında kişilikte çok az değişiklik yaşanır. Sigmund Freud’un kızı Anna ve diğer Neo-Freudcular klasik psikoanalitik kuramın ilkelerini geliştirmiş ve bunları ergenlik sırasında gerçekleşen gelişim ve değişimlere uygulamıştır.

Ancak bu kuramın kurucusu Sigmund Freud’un (1856-1939) çocukluk dönemine bakışını bilmeden Freudcuların ergenlik dönemi ele alışını anlamak mümkün olmaz.Psikoanalitik kuramın gelişimsel aşamalarının ilki oral dönem (Doğum-1-1,5 yaş), bu dönemi takip eden anal dönem (1,5-3 yaş sonu), ardından fallik dönem (üç yaş civarı) ve gizil (latent) dönemdir (5-6 yaşından 12 yaşına kadar).

Ergenlik dönemini içine alan gelişimsel dönemlerinin sonuncusu ise genital evredir. Bu dönem buluğun başladığı 11-13 yaşlarından genç yetişkinlik dönemine kadar sürer. Ergenlik döneminde çocuğun fizyolojik olgunluğa erişmesi ve bazı hormonların etkinliğinin artması ile cinsel nitelikli olanlar başta olmak üzere, çeşitli dürtülerin gücü artar. Bu yoğunlaşma önceki gelişim dönemlerindeki çatışmanın yeniden yaşanmasına neden olur.

Ergenler bu dönemde karşı cinsten arkadaşlarıyla daha fazla ilgilenmeye başlarlar. Bu arkadaşlar çoğunlukla fiziksel ya da zihinsel olarak ergenin ebeveynini andırır. Bu yeni ilişkilerin yoğunluğu yüzünden ergenler, görüntü ve düşünceleri dahil, kendileriyle yoğun olarak ilgilenmeye başlayarak “narsist” olmaya eğilim gösterirler. Kendilerini düşünürler ve herhangi bir eleştiri karşısında çok savunmacı olurlar. Bunun sebebi, başkalarının gözündeki imajlarının bu yeni dönemde onlar için çok önemli olmasıdır. Bu yüzden, iki Freud’un da söylediği gibi, savunma mekanizmalarının bu süre zarfında artması olasıdır. Ancak kişinin kendi içine bakmasının olumlu etkileri de bu dönemde görülür. Ergenler kademeli olarak, benlik duygusunu yeniden düzenlemeye başlarlar, ergenliğin diğer aşamalarına gelindikçe, daha fazla özsaygı ve daha net bir kimlik edinmeyi başarırlar.

Bu dönemin amacı, ergenin ebeveyne olan bağımlılığından kurtulup aile dışındaki karşı cinsten kişilerle olgun ilişkiler kurabilmesini öğrenmeye yöneliktir. Karşı cinse ilginin yanı sıra toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, meslek seçimine ilişkin tasarılar ve evlenme isteği belirir.

Ergenin bu dönemdeki en önemli çabalarından biri de toplumun onayladığı değer yargılarına uygun varsayımlar geliştirmektir. Doğru-yanlış kavramları, kendini denetleyebilme mekanizmaları, kadın ya da erkek rolünü benimseme, seçim yapabilme ve karar verme gibi becerileri bu dönemde yaptığı denemelerle kazanmaya çalışır. Bu dönemi sağlıklı olarak atlatan ergen yetişkinliğe sağlam bir adım atmış olur.

Psikoanalitik kurama göre ergenlik geçici bir rol kararsızlığı dönemidir. Çeşitli roller, düşünceler, idealler ve değerler denenir, benimsenir, sonra terk edilir ve yenileri aranır. Bazen yıkıcılığa kadar varabilen kararlı bir bağımsızlık diğer bir an bebeksi bir bağımlılık gösteren ergen sürekli bir ileriye, bir geriye gider gelir. Bu dönemin çözülemeyen problemleri kimlik problemi olarak karşımıza çıkar.

Ergenlik dönemini birinci derecede ele alan, Sigmund Freud’un kızı Anna Freud’dur. A. Freud, erken çocuklukta geçirilen tecrübelerin ergenlikten çok yetişkin kişiliği üzerinde etken olduğuna inanmakla birlikte ergenliğin bazı uyum çabaları ile geçirilen bir dönem olduğunu düşünmektedir.

Bu nedenle, A. Freud da Hall gibi, ergenliği fırtına ve stres dönemi olarak tanımlamıştır. Fırtına ve stres sürecinin yokluğu her zaman olumlu olduğu anlamına gelmez. Uysallık ve uyumluluk ebeveynler için uygun olabilir, ancak bu büyüme ve özerklik kurma yönünde isteksizlik anlamına da gelebilir. Elbette aşırı stres ve karmaşa uyumu güçleştirecektir, ancak stresten tamamen arınmış durumlar da uygunsuz olabilir (Akt. Adams, 2000). Ergenler son derece egoisttirler, diğer yandan ise kendilerini bir şey ya da bir insan için feda ederler. Seçtikleri bir lidere körü körüne bağlanmakla, otoriteye karşı çıkmak arasında gidip gelirler. Bazen yorulmak bilmeden çalışır, bazen de ilgisiz ve tembel olurlar. A. Freud, gencin bocalamalarını normal kabul etmiş ve bu gel-gitlerin normal içsel gelişime ait uyum işaretleri olarak değerlendirmiştir. Bu kararsızlık döneminin ergenliğin kaçınılmaz ve gerekli bir bölümü olduğuna inanmakta, bu dönemi yaşamadan gencin olgun bir yetişkin olamayacağını düşünmektedir.

Bu açıklamalar çerçevesinde Hall’ın ergenlik açıklaması ile Psikoanalitik açıklama arasında belli bir benzerlik olduğu düşünülebilir. Her ikisi de ergenlik döneminin karmaşıklığını açıklarken özünü yineleme ilkesini kullanmaktadır. Ancak, Hall bunu insan evrimindeki kritik bir evrenin tekrarı sonucu oluştuğunu düşünürken, Psikoanalitik kuram ergenlik dönemindeki fırtına ve stresi, erken çocukluk dönemi çatışmalarının yeniden ortaya çıkışına bağlamıştır.

06 Ağustos 2011 at 20:05 Yorum yapın

Özünü Yineleme Kuramı: G. Stanley Hall

G. S. Hall (1844-1924) ergen psikolojisinin babası olarak bilinir. C. Darwin’in evrim konusundaki fikirlerinden yola çıkarak ergen gelişimi üzerine bir psikolojik bir kuram geliştirmiştir.

Hall, ergenlik karmaşası kavramını psikolojiye kazandıran bilim adamıdır. Hall’ın düşüncesine göre, çocukluğun çeşitli evreleri insan evriminin çeşitli dönemlerine karşılık düşer.

Her bir insanın yaşam sürecindeki gelişmesi, türün evrim içindeki gelişiminin bir tekrarıdır, bu durum ergenlik için de geçerlidir. Hall, ergenliğin insanın yaşam döngüsünde önemli bir dönem olduğu sonucuna varmıştır. Ona göre, insan bencil güdüleri, ihtiyaçları ve hayatta kalma kaygılarıyla hayvanlar aleminin bir üyesi olarak doğar. Ergenlik sırasında ise sosyal sorumlulukları ve hakları ve başkalarıyla ilgili endişeleriyle, medeni bir ırkın üyesi olarak “yeniden doğar”. Uygar insanın başkalarını düşünme, adalet, sosyal refah gibi idealleri, kendini düşünmesinin önüne geçerken, yaşanan iç çatışma yani kişisel çıkar ve sosyal iyilik arasındaki bu içsel mücadele ise fırtına ve strese yol açar.

Hall, ergenlikteki şiddetli ruh hali değişimleri olduğunu vurgulamıştır. Ergenin, enerji ve coşkuya karşı, kayıtsızlık ve sıkılma; neşe ve kahkaya karşı, hüzün ve melankoli, kibirlilik ve övünmeye karşı, aşağılanma ve utangaçlık; duyarlılığa karşı, vurdumduymazlık; şefkatliliğe karşı, acımasızlık gibi çelişkili eğilimler sergilediğini belirtmiş ve bunun önemi üzerinde durmuştur. Bahsedilen ergenliğin karakteristik özellikleri duygusal karışıklıklar, yoğun stres ve sıkıntı olarak görülmüştür.

Hall’ın ergenlik dönemine ilişkin en önemli katkısı, ergenliği bireyselliğin geliştirildiği bir dönem olarak görmesiydi. Ona göre yeniyetmelik yılları, fırtınalı ve stresli olabilir, ancak bunlar bireyin yeniden yapılanmasını sağlamaya da yardım eder.

Ancak Hall’ın insan gelişimi ile evrimi arasında ilişki kurma konusundaki ısrarı ve bilgi birikimini organize ederek ortaya koyamaması, onun kuramına ciddi eleştiriler getirilmesine neden olmuştur (Akt. Kulaksızoğlu, 1998). Bugün psikologların çoğu bu kuramda insanın sosyal gelişiminin; yanlış, ama ilginç bir resmi olduğu ve ergenliğin resmini doğru yansıtmadığı görüşündedir. Hall sadece Amerikan kültürüne baktığı ve kültür içinde yaşayan bireylerin çoğu aynı şekilde geliştiği için, bu benzerlikten genlerin sorumlu olduğuna dair hatalı bir görüş geliştirmiştir. Daha sonra başka kültürlerde yapılan çalışmalar, gelişimsel örüntüler arasında büyük farklar olduğunu göstermiştir.

06 Ağustos 2011 at 19:58 Yorum yapın


Takvim

Ağustos 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Posts by Month

Posts by Category


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.