Ergenlik Dönemi/Ergenlik Psikolojisi Nedir?

Ergenlik Dönemi/Ergenlik Psikolojisi Nedir?

Gençlik döneminin başlangıcı, ortası ve son yıllara göre ayrılan bu dönemlerin, birbirinden farklı biyolojik, psikolojik ve sosyal özellikler taşıdığı; her alt dönemin, tamamlanması gereken bazı özel görevleri olduğu kabul edilmektedir. Gencin temel başarısı ve dönemin tamamlandığının işareti, gencin anababasından ayrılması ya da kendi yolunu çizebilmesi olmaktadır.

Ergenlik dönemine uyum, ergenin yaşamın bu dönemindeki görevleri yerine getirmesine bağlıdır. Aşağıda çeşitli yazarlara dönemin özellik ve görevleri belirtilmiştir.

Gelişim görevlerini şu şekilde tanımlanmaktadır: Bireylerin, yaşamlarının belirli noktalarında kazanmak zorunda oldukları; fiziksel olgunlaşma, sosyal beklentiler ve kişisel çabalarla ilerleyen yetenekleri, bilgisi, işlevleri ve tutumlarıdır. Ergenlik görevlerinin yürütülmesi, olgunlaşmayla sonuçlanmaktadır. Ergenlik görevlerim yürütmedeki başarısızlık; kaygıyla, sosyal tenkitle (reddedilmeyle) ve olgun bir insan olarak işlev görme yetersizliğiyle sonuçlanmaktadır.

Ergen bir erkeği ve kızı bekleyen temel gelişim görevleri şunlardır:

  • Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkilerde başarılı olmak,
  • Erkek ve kadın toplumsal rolünü başarmak,
  • Fiziksel görünüşünü kabul etmek ve bedenini etkili bir şekilde kullanmak,
  • Anababadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığım kazanmak,
  • Ekonomik bağımsızlık güvencesini kazanmak,
  • Bir meslek seçmek ve ona hazırlanmak,
  • Evlilik ve aile yaşamı için hazırlanmak,
  • Yurttaşlık yeterliliği için gerekli zihinsel becerileri ve kavranılan geliştirmek,
  • Toplumsal olarak sorumlu davranışı istemek ve yerine getirmek,
  • Davranışa rehber olarak bir değerler takımı ve bir etik sistem oluşturmaktır.

 

Lewin’e göre, ergenlik, grup üyeliğinin çocukluktan yetişkinliğe değin değişmesi esnasındaki bir geçiş dönemidir. Ergenlik, kısmen çocuk grubuna, kısmen de yetişkin grubuna aittir.

Erikson kişilik gelişimim belirli dönemler içinde ele almaktadır. Her dönemde başarılması gereken gelişim görevleri vardır ve birey önceki dönemde başanlı olsa da olmasa da diğer dönemlerden geçmektedir. Ancak önceki dönemdeki başansı, somaki dönemlerdeki başansım etkilemektedir (Crain, 1987).

Erikson, sosyal çevre içinde yer alan kimseler ve biyolojik temelli doğuştan getirilen bazı özellikler çocuğun psiko-sosyal gelişiminde önemli ve gerekli bir rol oynadığını belirtmektedir.

Erikson, ergenliği, bireyin rol ve benlik karmaşasını altederek, kişisel benlik duygusunu geliştirmesi gereken bir dönem olarak belirlemektedir. Erikson’a göre, ergenin başta gelen görevi, yeni bir ego kimliği duygusu (kişinin kim olduğuna, daha geniş toplumsal düzende yerinin ne olduğuna ilişkin bir duygu) geliştirmektir. Kimlik, bireye toplum tarafından verilmediği gibi, olgunlaşma sonucu da ulaşılan bir olgu değildir. Bireysel çaba gerektirir. Kimlik, çocukluktaki yetenek, beceri ve özdeşimlerin yeni, tutarlı bir çerçevede yeniden değerlendirilmesi ve düzenlenmesi ile oluşmaktadır. Erikson bunu “güçlenen aynılığın ve sürekliliğin öznel bir duyumudur” şeklinde belirtmektedir.

Bu dönemde ortaya çıkan bunalım, kimlik duygusuna karşılık rol karışıklığı duygusu’dur. Fiziksel büyüme, cinsel içtepiler, dış görünüm ve beğenilme isteği ergenin kimlik sorunlarına katkıda bulunmaktadır. Bunlardan daha fazla, gelecekteki yeri hakkında yani mesleki kimliğini oluşturma hakkında kaygılanmaya başlamaktadır. Hızla büyüyen zihinsel güçleriyle ergenler, önlerindeki sayısız seçim olanaklarının ve seçeneklerinin ağırlığı altında ezildiklerini duyumsamaktadırlar.

Gençler dağılmamak için, geçici olarak, görünürde tümüyle kimlik yitimi noktasına dek, klik ve toplulukların kahramanlarıyla aşırı-özdeşim (över – identification) içine girmektedir. Bu, “aşka düşme” dönemini başlatmaktadır. Cinsel bir özellik taşımayan ergen aşkı daha çok karışık ve ayrışmamış egosunu yansıtma, benlik kavramı ve ego kimliğini elde edebilme için kendisini sevdiğinin gözü ile görebilme çabasını yansıtmaktadır.

Kim oldukları konusunda bir belirsizlik içinde oldukları için kaygılı bir biçimde “iç gruplarla” özdeşleşme eğilimindedirler. Bu hoşgörüsüzlüğün kimlik kargaşası duygusuna karşı bir savunma olduğunu anlamak önemlidir. Kimliği belirlenmiş kimi ergenler için grup kimliği önem kazanmaktadır.

Delikanlılık zihniyeti, özünde bir askıya alma (moratoryum) zihniyetidir. Bu, çocuğun öğrendiği aktöre (morality-tehdit korkusuyla edinilen kurallar) ile yetişkinin geliştireceği töre (ethics-us yoluyla onanan ülkülere bağlılık) arasındaki ruhsal-toplumsal bir evredir. Pek çok ergen özgür bir moratoryum durumunu başarmada güçlük çekmektedir. Kim olduklarını ve yaşamda ne yapacaklarını bilene kadar, çoğu kez bir yalıtılmışlık duygusu yaşamaktadırlar .

Ergen güven, özerklik, inisiyatif ve çalışkanlıkla ilgili ne kadar özellik elde ettiyse “kendi kişisel kimliği” hissini o derecede iyi elde etmektedir. Kimlik duygusunun elde edilebilmesi ve bunun süresi ebeveynlerin desteğine ve toplumsal modellere bağlıdır. Erikson “kimlik kazanma”yı “kimliğe yönelik olumlu bir duyum” olarak tanımlamakta ve psiko-sosyal olarak, kişinin kendisini iyi hissetmesi ile açıklamaktadır.

Eğer ergen kimlik arayışında başarısızlığa uğrarsa, kendinden şüphe etme, rol dağınıklığı ve karmaşası gibi nedenlerle, benliğim yok edici tek taraflı saplantılar içine girebilmektedir. Sürekli olarak ya başkalarının kendisi hakkında ne düşündükleri ya da içine çekilerek hiç kimse ile ilgilenmeme gibi iki karşıt tutumdan birini benimseyebilmektedir. Ego dağılması ve kişilik karmaşası kalıcı hal aldığında suça yönelik ve psikotik kişilik bozukluklarına yol açabilmektedir. Bu ciddi durumlarda kimlik dağınıklığının klinik tablosu intihar veya intihar girişimleri göstermektedir.

James Marcia, Erikson’un kimlikle ilgili kuramsal görüşlerinin işevuruk tanımını yapan ve sınayan bir görüşme tekniği geliştirmiştir. Bu görüşme, mesleki seçim ve bir felsefi-siyasal-dinsel inanç sistemi (ideoloji) olmak üzere iki alanda bunalımın (etkin karar verme) ve yüklenmenin (kararın kesinliği) varlığını ya da yokluğunu ortaya koymaktadır.

Ergenin görüşmede bunalım ve yüklenme öğelerini birleştirme tarzı onun kimlik statüsünü (identity status) belirlemektedir. Marcia dört kimlik statüsü tanımlamıştır. Kimliği Başaran (identity Achievement) ergenler, belirli bir zamanda etkin bir karar verme dönemi geçirmekte (mesleki karar gibi) ve belirli bir seçimi yüklenmede; İpotekli (Foreclousure) ergenler, belirli bir mesleki seçime ya da ideolojiye yüklenmede bulunmakta ama bu yüklenmeyi yapmadan önce farklı seçenekleri etkin olarak göz önüne almamaktadırlar. İpotekli ergenler, seçimin kendileri için uygunluğunu sorgulamadan, çoğu zaman, anababalanyla ya da diğer yetişkin rol modelleriyle aynı seçimleri yapmaktadırlar. Etkin karar verme sürecine yakın zamanda dahil olan ama belirsiz ya da genel yüklenmeleri olan ergenler Moratoryum (Moratorium) kimlik statüsündedir. Son olarak, Kimliği Dağımk (Identity Diffussion) ergenler, geçmişte bir dönem etkin karar verme deneyimleri yaşasalar da yüklenme yaptıklarına ilişkin çok az kanıt göstermektedirler.

Toplum, ergenlerin ve problemlerinin ne olduğunu ve olmakta olduklarını etkilemektedir. Bu açıdan Davis’in sosyolojik bakış açısı önem kazanmaktadır. Davis, ergenlik sırasındaki olgunlaşma sürecini, sosyalleşme süreci olarak görmektedir. Davis, sosyal kaygı kavramını “sosyal olarak kabul edilmeyen davranışın yineleyici olarak cezalandırılması” olarak tanımlamaktadır. Orta ve altsınıf kültürlerinin, ergenlerden farklı beklentileri vardır. Sosyal kaygı, orta-sınıf kültüründeki gençleri daha fazla arzulanan amaçlar için çabalamalanna neden olmaktadır. Alt-sımf kültüründeki ergenler, orta-smıftaki ergenlere göre, kendilerini motive edecek sosyal kaygı geliştirmemektedirler. Çünkü bir orta-sınıf kültürünün ödüllerini (prestij, sosyal pozisyon, başan, statü, ahlaklılık gibi) almayı ummamaktadırlar.

09 Eylül 2011 at 16:47 Yorum yap

Ergenlik Döneminde Benlik Algısı

Benlik, kişinin bilinçli olarak kendi varoluşu hakkında adlandırabildiklerinin toplamıdır. Benlik kavramı benliğin bilişsel yanı olup, kendimizle ilgili farkındalığımız ve kendimizi bir varlık olarak nasıl değerlendirdiğimize ilişkin fikirlerimizdir . Benlik bireyin davranışını tespit eden değerlerin, amaçların ve ideallerin bir organizasyonu olarak da tanımlanabilir.

Ergenin kendisiyle ilgili olarak kafasında çizdiği görünüm, kendine güvenli olup olmayacağını, içe ya da dışa dönük oluşunu belirler. Zayıf ve incinebilir bir olgu olan ergenin benlik kavramı, dünyayı seyrettiği bir gözlük gibidir. Hiç kimse benlik kavramına sahip olarak doğmaz. Bunu öğrenmeye doğumdan itibaren başlar ve bu öğrenme sürecinde kişiye anne, babası, kardeş ve arkadaşları yardım eder.

Ergenlik, benliğin genişlediği ve olgunlaştığı bir dönem olmakla birlikte, bu dönemde kişinin kendisine yönelttiği “Ben kimim?”, “Ne olmak istiyorum?”, “Nasıl davranmalıyım?”, “Hangi yaşama biçimi doğru?” şeklindeki soruların cevapları benliği biçimlendirmeye başlar (Kulaksızoğlu, 2007). Ergenlerin bedenlerine ilişkin sahip oldukları algılar, anne baba tutumları ve yaşıt ilişkileri ergenin benlik kavramının gelişimini önemli ölçüde etkiler.

16 Ağustos 2011 at 20:40 Yorum yap

Ergenlik Döneminde Kaygı

Kaygı, insanda zorlama yaratan etkenler sonrasında ortaya çıkan yanıt olup, bilinmeyene, bilinçdışı ve kişi tarafından tanınmayan tehlikeye karşı hissedilen bir duygudur.  Arkonaç’a göre  kaygı, kişiyi tehdit eden veya stres yüklü sitüasyonlarla yüz yüze gelindiğinde yaşanan endişe ve gerginlik halidir.
Horney,  kaygı ile korku arasındaki ayrımı şu şekilde yapmıştır: “Gerçekte korku ve kaygı tehlikeye karşı duygusal tepkilerdir ve her ikisinde de kişiye eşlik eden bedensel belirtiler aynıdır ancak korku kişinin karşılaştığı tehlikeyle orantılı bir tepkiyken, kaygı tehlikeyle orantısızdır, hatta düşsel tehlikelere karşı gösterilen tepkidir”. Çocuğunun sivilce ya da basit bir soğuk algınlığı nedeniyle öleceğinden korkan anne için kaygıdan söz ederken, çocuk ağır hastaysa annenin tepkisine korku denmektedir.

Freud’a göre  kaygı, fiziksel ya da toplumsal çevreden gelen tehlikelere karşı, bireyi uyarma, gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürme işlevlerinde bulunur. Günlük yaşamda herkesin arada bir yaşadığı kaygı “gerçekçi kaygı”dır. Bu dış dünyada bulunan tehlikelere karşı duyulan korku ile eşanlamlıdır. Ancak kaygı uyum işlevini yitirir ve mantık dışı bir hal alırsa normal dışı davranışların ortaya çıkmasına neden olur ki bu da “nevrotik kaygı”dır. Nevrotik kaygı, gerçekçi kaygıya göre daha sık ve yoğun olarak yaşanır.

Kaygıya, çok sayıda psikolojik ve bedensel belirtiler eşlik eder. Bu belirtilerden bazıları, kaşların sürekli çatık ve gergin olması, gevşeyememe, titreme, terleme, kalbin çarpması, avuçların soğuk olması, baş dönmesi, mide bulantısı, ishal, üzülme, kendine ve başkalarına olabilecek kötü şeyleri düşünmekten kendini alıkoyamama, bir iş üzerinde dikkati toplamada zorluk çekme, çabuk sinirlenme ve uykusuzluktur.

Ergenlikte, bedensel büyüme ve gelişmenin, ortaya çıkardığı yeni durumlara alışma sürecinde yaşanan kaygılar ergenin gelişimsel kaygılarıdır. Ergen kendi bedenini başkalarıyla kıyaslayarak ortalamalara göre olan farklılıklarından dolayı kaygılanır. Ani boy uzamasıyla birlikte kamburlaşan yapısının sürekli kambur kalacağı endişesine kapılır.  Ergenlik döneminde kaygıya yol açan faktörlerden biri de kimlik arayışının başlamasıdır. Kimlik arayışıyla bağlantılı olarak sosyal beğeni kaygısıyla kendilerini, iyi ya da kötü, çirkin ya da yakışıklı, girişken ya da içe dönük gibi çift kutuplu bir boyut üzerinde sınıflandırırlar.  Bağımsızlık çatışmaları ergende kaygıya neden olan bir diğer faktördür. Bağımsızlık çabaları anne babası tarafından engellenirse bu, ergenin ebeveynleriyle olan ilişkilerinde gerginliğe ve çatışmaya yol açabilir. Ergen anne babası tarafından anlaşılmadığı hissine kapılır. Anne babanın genci başkalarıyla kıyaslaması, sık sık eleştirmesi ve aşağılaması gibi olumsuz davranışları da ergende kaygıya yol açan ebeveyn davranışlarındandır.

15 Ağustos 2011 at 20:38 Yorum yap

Ergenlik Dönemi ve Depresyon

Depresyon sözcüğünün Latince kökü “depressus” olup; aşağı doğru bastırmak, çekmek, bitkin, gamlı, kederli, meyus etmek, cesaretini kırmak, donuklaştırmak, durgunlaştırmak anlamına gelir. Depresyonun Türkçedeki karşılığı ise ruhsal çöküntü ya da çökkünlüktür. Depresyon, temelinde elem doğrultusunda artmış olan duygu durumunun bulunduğu, kimi kez belli bir nedene bağlı olmadan, kimi kez de günlük engeller karşısında ortaya çıkan, sınırları ve süresi olan bir sendromdur.

Depresyonun temel özellikleri bütün yaşlarda aynı olmasına rağmen, bazı yaşlarda bazı belirtiler daha sık görülür. Örneğin yetişkin depresyonunda sık olarak hayattan zevk alamama ve durgunluk belirtileri görülürken, çocuklarda işitme halüsinasyonları (kulağa ses gelmesi) ve bedensel şikayetler, ergenlerde ise hezeyan (mantıksız düşünceler) ve durgunluk belirtileri daha sık görülür.

Ergenlik dönemine ait bazı düşünce tarzları depresyonun oluşmasında önemli rol oynar: Olayların sadece olumsuz yanlarını görme eğilimi, sorunları çözümsüz olarak algılama, mükemmeliyetçilik, ümitsizlik, kendini yetersiz görme ve beğenmeme gibi. Ebeveynlerden birinin depresyonda olması, eşler arasındaki ve aile içindeki anlaşmazlıklar, ebeveynlerin boşanması, aileden birinin ölümü veya intiharı, duygusal, fiziksel ve cinsel istismar, ergenlerde depresyona yol açan ve depresyonu tetikleyen etkenlerdendir.

Ergenlerde, depresyonun temel belirtileri, karşı çıkma, olumsuzluk, açıkça toplum dışı ve topluma karşı davranış, anlaşılmadığı ve onaylanmadığı duyguları, tedirginlik, mızmızlık, asık suratlı, ters, davranış ve tutum, aile çevresine uyum güçlüğü, aile sorunlarında iş birliğinden kaçınma, aileden uzaklaşma, odaya kapanma, toplumsal etkinliklerden kaçınma, okula uyum güçlüğü, okulda başarının düşmesi, giyime dikkatsizlik, sevgi ilişkilerinde reddedilme, reddedilmeye karşı özel duyarlılık ve uyuşturucu madde bağımlılığıdır.

13 Ağustos 2011 at 20:37 Yorum yap

Ergenlik Döneminde Cinsel Kimlik

Cinsiyet rolü kadının ve erkeğin nasıl düşüneceğini ve hissedeceğini belirleyen ve çevre tarafından verilen bir roldür. Cinsiyet rolleri önce anne baba tarafından daha sonra da arkadaş grupları tarafından öğretilir. Özellikle ergenlikte arkadaş grubunun onaylaması ya da onaylamaması gösterilecek cinsel tutum ya da tavırların üzerinde önemli bir güçtür.

Geleneksel kalıpyargılar dişi ve erkekler için uygun görülen davranış ve tavırları genellikle belirlemektedir. Erkeklerin, işbitirici, mantıklı, girişken, kendine güvenli, duygularından çok işin sonucuna önem veren, bağımsız ve başarıya önem veren kişiler olması bu kalıp yargılar içindedir. Buna karşılık kızlar, daha çok duyguları ile hareket eden, kişilerle ilişkilere önem veren, başkalarının duygularına karşı duyarlı, başkalarına özen gösteren, pasif, mantıksız, tertipli ve öznel olarak nitelenirler. Bu kalıp yargılar insanların nasıl olduğundan çok onlardan genel beklentinin ne olduğunu gösterir. Bu yargılar ergenin cinsel rol özdeşimini, gerek aile gerekse iletişim araçları yolu ile büyük ölçüde belirler.

Buluğa girme ile birlikte cinsel davranış ve duygular ortaya çıkmaya başlar. Bununla birlikte suçluluk duyguları da yaşanmaya başlar ve ergenin bu duyguyla baş edebilmesi gerekir. Gençlerin kendi cinsleri ile kurdukları yakınlıklar, bu duygu ve düşüncelerin arkadaşlar arasında paylaşılması, karşılaştırılması gençlere bu açıdan yardımcı olur. Karşı cinsten arkadaşlıklar ise gencin toplumsal cinsiyet rollerini tanımasını ve hayata geçirmesini kolaylaştırır. Bireyin cinsel eşine ve topluma karşı sorumluluk kazanması, cinselliğin kendi yaşamındaki yerini fark etmesi ve erotizmi bir başkasıyla yakınlığın bir yönü olarak yaşayabilme becerisini kazanması ergenlik döneminde olur. Aile üyelerine yönelik sevgi ile karşı cinse yönelik sevgiyi ayırt edebilirler.

06 Ağustos 2011 at 20:49 Yorum yap

Ergenlikte Bedensel ve Cinsel Gelişim

Fiziksel değişiklikler ergenlik döneminde ortaya çıkan psikolojik ve sosyal değişikliğin başatıcısı ve düzenleyicisi olduğu için büyük önem taşır.

Ergenlik dönemi, buluğ çağı belirtileri ile başlar. Buluğa ermek kişinin üreme yeteneğini kazanması anlamına gelir. Buluğ çağındaki gencin vücudunda boyunu ve yapısını değiştiren hızlı değişiklikler olur, zihinsel yapısında ve ilgilerinde gelişmeler görülür, her iki cins de fizyolojik olarak cinsel gelişimlerini tamamlarlar. Buluğ çağında ortaya çıkan fiziksel değişiklikler şu şekilde özetlenebilir:

Buluğ çağı başlangıcı, birbiri ile etkileşim içinde olan bir dizi genetik ve çevresel faktörce belirlenir ve bu nedenle bireyden bireye ve cinsiyete göre farklılık gösterir. Kızlar için 11-13, erkekler için 13-15 buluğa erme yaşı olarak kabul edilir. Kızlarda fiziksel değişiklikler erkeklerden iki yıl kadar önce başlar, ancak her iki cins de, cinsel açıdan fiziksel olgunluğa aşağı yukarı benzer yaşlarda ulaşırlar.

Kız ve erkeklerde cinsel olgunlaşmanın başladığını gösteren birincil ve ikincil olarak adlandırılan cinsiyet özellikleri görülür: Birincil Cinsiyet özellikleri üreme organlarındaki değişmeleri içerir. İkincil Cinsiyet özellikleri ise kız ve erkeklerin beden yapısındaki değişikliklerdir.

Birincil cinsiyet özellikleri: Kızlarda buluğ çağının en önemli göstergesi ilk adet kanaması olarak kabul edilir. İlk adet kanamasından yaklaşık bir yıl sonra yumurta üretimi başlar. 11-14 yaşlarında görülür. Buluğ sırasında dış cinsel organlarda önemli değişiklik gösterir. Majör ve minör libialar (iç ve dış dudaklar), klitoris, vajinal kanal büyür ve özellikle klitoris uyarılmaya daha hassas hale gelir.

Erkeklerde de dış cinsel organlar yani penis ve skortum (testisleri taşıyan torba) büyür. Bu değişiklik erkek buluğ çağının en önemli göstergesidir (12-13 yaş). Bunun yanı sıra penise spermlerin aktarımını sağlayan prostat bezleri oluşur. Üreme organlarındaki olgunlaşma sonucu ile ilk, gece boşalmaları yaşanır.

İkincil cinsiyet özellikleri:
Kızlarda; buluğun ilk görünür ve en önemli belirtisi, 8-13 yaşları arasında göğüsteki tomurcukların ortaya çıkmasıdır. Adet kanaması bundan yaklaşık bir yıl sonra gerçekleşir. Cinsel organ çevresindeki kıllanmalar genellikle memelerin gelişiminden kısa bir süre sonra başlar ve bir ya da iki yıl sonra koltukaltı kılları belirir. Bu dönemde ayrıca, omuzlar daralır ve yuvarlaklaşır, kalça genişleyerek vücut yapısı şekillenir .

Erkeklerde; en önemli ikincil cinsiyet belirtileri ise, beden biçimi ve sakaldır. Vücut ve yüz erkeksi bir görünüm alır. Omuzlar geniş, kalça dar ve gövde nisbeten uzundur. Aynı dönemde önce penis çevresi kıllanması ve yaklaşık iki yıl kadar sonra da koltukaltı ve yüzde kıllanma başlar.

Her iki cinsiyette görülen diğer fiziksel değişiklikler: Boy uzamasının kızlarda en hızlı olduğu dönem 11-14, erkeklerde 13-16 yaşları arasındadır. Yağ bezlerinin aktivitesinin artmaya başlamasından dolayı sivilce sorunu ortaya çıkabilir. Erkeklerde kas kütlesindeki, kızlarda ise yağ dokusundaki artış daha fazla olur. Kilo artışı boy uzama ile paralellik gösterir. Ayrıca gırtlak büyümesi nedeniyle her iki cinste de ses kalınlaşması gerçekleşir. Erkekte belirgin olan bu değişiklik kendini ses önce alçalması sonra da derinleşmesi şeklinde gösterir, 13-14 yaşlarında ses tonu da olgunlaşmaya başlar.

18-20 yaşlarında artık her iki cins için de fiziksel ve cinsel gelişim tamamlanmış olur. Ancak, fiziksel ve bedensel gelişim ilgili aktarılan tüm bilgiler ortalama değerler çerçevesindedir ve bireysel farklılıklar söz konusudur.
Kız ve erkek çocukların buluğa geçişleri biyolojik olarak dönüm noktası olduğu için hayatları bir çok yönden etkilenmektedir. Bu etkiler aşağıda ele alınmıştır.

06 Ağustos 2011 at 20:41 Yorum yap

PSİKOSOSYAL KURAM: E. ERIKSON

Erik Erikson insan gelişimini, genlerle içinde yaşanılan çevre arasındaki etkileşim olarak görür. Erikson’a göre insan yaşamında sekiz evreden söz etmek mümkündür. Ona göre ergenlik, normatif bir kriz dönemidir. Ergenler bu dönemde ne olduklarını algılamaya ve aynı zamanda ne olabileceklerini tanımaya başlarlar. Geçmiş deneyimleri bütünleştirme, “ben kimin” sorusuna yanıt arama, sağlam bir kişisel kimlik duygusuna ulaşma çabası içindedirler. Bu kriz dönemini geçerek kişiliğinde belli bir bütünlüğe ulaşan ergen, kimlik kazanmıştır. Kendisi, ilişkileri, yaşam biçim, gibi konularda çözümsüz ve ilgisiz oluş ise Erikson’a göre kimlik karmaşasının belirtisidir. Kimlik karmaşasında ergen kendini belli roller ve hedefler karşısında yetersiz ve tanımlanmamış biri olarak algılar. Kimlik duygusunun kazanılması, çocukluktaki sorunların halledilmesi ve yetişkinler dünyasının sorunlarıyla yüz yüze gelebilmeye hazır olmayı gerektirir. Bu çatışmaların çözümü kültürden kültüre değişebildiği gibi kişiden kişiye de değişebilmektedir.

Her krizi bir sonraki aşamaya geçmeden yaşamış olmak gerekir. Herhangi bir aşamada krizin yetersiz bir şekilde çözülmüş olması, özel bir yardım alınmadığı takdirde, sonraki bütün aşamalarda gelişimin önünü tıkayacaktır (Da Erikson’un fırtına ve stres konusundaki konumu Hall’inkinden farklıdır. Erikson, Spanger gibi bireyin biricik olduğuna ve hatta aynı kültürde birbirine benzer şekilde gelişim gösteren iki kişinin olmadığına inandığı için ergenliğin oldukça bireysel bir konu olduğunu ileri sürer. Her toplumda gençler bir çok benzer sorunla karşılaşırlar ama her biri bu sorunları farklı biçimde çözerler. Bundan dolayı ergenlik sarsıntılı ve çatışmalı olabilir ama olmayabilir de.

Erikson, ergenin “sosyal geçerliliği olan bir kendilik” oluşturmasının önemini vurgular. Yani ergen kendisinin nasıl bir insan olduğuna ilişkin kuramlar geliştirir, bu kuramları dener, değiştirir ya da bu kuramlara uygun davranmaya çalışır. Ergen böylece kendine bakışında giderek bir bütünlük ve süreklilik kazanır.
Erikson’a göre ergen kimlik kazanma mücadelesinde başkalarının gözündeki kendisi ile kendi gözündeki kendisini karşılaştırır. Bu dönemin olumlu geçmesi yetişkinliğe de yansıyacak ve bireyin sağlıklı bir yetişkin olarak yaşaması söz konusu olacaktır.

Erikson şu sloganla ergenlik döneminde yaşanılanları özetlemeye çalışmıştır “Ben olmam gereken gibi değilim, olacağım gibi de değilim ama daha önce olduğum gibi de değilim”

06 Ağustos 2011 at 20:36 Yorum yap

Eski Yazılar


Kategoriler

  • Bağlantılar

  • Feeds


    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.